Öğrenci Günlüğü

Laodikeia 2006 Arkeoloji Masalı

Günler, haftalar, aylar birbirini kovaladı. Şimdi geçmez bu bir sene dediğimiz yere dönüyoruz tekrar. Hâlbuki bu masal ne kadar güzeldi. Rüya kadar kısa, uyku kadar tatlı, aşk kadar mükemmel bir duyguydu bu üç aylık serüven…Saat sabahın beşi, o sıcacık, yumuşacık yataktan zil sesini duyup fırlamak ki daha Denizli horozları bile ötmemişken! Her sabah Laodikeia ’nın bin yılların arasından seslenip çağırışı. Bizimde bunu yürekten hissedişimiz, ona hayat vermek için çırpınışımız… Anlatmak için ne yapsam, ne kadar çabalasam da
o eşsiz tarifini veremem ki Laodikeia’ nın. BKNZ. diyebileceğim bir yer varsa bu bir kitap yerine o kazıya can veren bizlerin küçük ama o kadar da büyük yüreği olurdu herhalde. Tarifsiz! Gitti gidiyor işte zaman, daha yüreğimizin tozunu üzerimizden atamadan, daha ellerimizdeki nasırlar kapanmadan, daha damarlarımızda dolaşan o eşsiz çayımızın tadına doyamadan. Her güzel şeyin sonu olur ya, o sonun gelmesinden, Laodikeia ’yı o topraklar altında bir sene daha bırakmaktan, o güzellikleri görememekten korkar, korkarsa bu gözler! Çapaklı gözlerim, topraklı ellerim, açsam gözlerimi her sabah Laodikeia ’da! Seni özleme duygusu bile güzel, senin dostça sohbetlerin, senin bereketinle bizi ödüllendiren toprakların, senin bize şiir fısıldayan rüzgârın, senin bizle oluşun, bize ait oluşun güzel. Senin bizi her sabah çağırışın, yorgunluğumuzu unuttuğumuz güzelliğin güzel. Sen güzelsin. Yine senin diyarındaydım, yine ölülerin diyarında, asıl can damarında.Yine sana hayat verdim, sana hayat veren halkını bıraktım biraz daha sonsuzluğa. Senin saklı insanlarını, senin yaşadığın
acı tatlı duyguları eşeledim bağrında, onlara dokundum, onlara üzüldüm, onlara sevindim, onlara yoruldum, ama onlara kavuştum, hepsine bir bir kavuştum!... Yakıp aydınlandığım, sana güneşi veren kandillerini, o güzel kokunu sakladığın unguantariumlarını, belki zevk belki üzüntü belki mecburiyetle alışveriş yaptığın sikkelerini, rüzgârınla dağılan dalga dalga saçlarını topladığın tokalarını, hastalarını iyileştirmek için kullandığın tıp aletlerini, kollarına boyunlarına taktığın boncuklarını, parmaklarına taktığın güzel yüzüklerini buldum, ben aslında seni buldum. Tabiî ki sende beni. Ben sende, sende bende hayat buldun. Beni sonsuzluğa kavuşturdun, bir gün bende senin gibi toprak altında kalacak olsam da, sen benimle sonsuzluğa kalacaksın. Teşekkürler sana Laodikeia. Buradan Sayın Celal Hocam ve Mehmet Hocam başta olmak üzere tüm arkadaşlarıma ve özellikle 2006 yılında benimle beraber yeterince çalışan yatan fakat buna rağmen (yatan nekropol ekibi) ağladığımız, konuşup tüm yorgunluğumuzu attığımız, bu yazın sıcak günlerinde beraber omuz omuza, bıkmadan ve kimseye bir laf söylemeden çalışan (fakat birçok lafı yiyen) nekropol arkadaşlarıma Duygu, Gözde, Emre, Ezgi, Ümit, Pınar, Yağmur, Mehmet, Ali, Murat, Arzu’ya teşekkürlerimi borç bilirim. Sizleri çok sevdim. Verdiğimiz emekleri biz kendimiz biliyoruz, bu bize yeter. Bu seneyi bu kadar eğlenceli kıldığınız için teşekkür ederim! Saygılarımla…

BİLGE YILMAZ Arkeoloji Bölümü 3.Sınıf Öğrencisi

08–09–2006


Merhaba
Sabah süzgünlüğünde uyanarak
Gündüz güneşe dert yanarak
Başladı Laodikeia hikâyem.
Taşında toprağında geçmişin anlamı,
Her bir yanı ayrı ayrı hikâyelerle örülmüş bu kent
Tutsak aldı beni…
Ve bu etki hala devam ettiği için
İkinci senemde yine buradayım
Değerini daha iyi anlayarak, daha farklı bir heyecanla geldim bu safer
Ne demiş şair;”Güneş yalnızca dirileri ısıtır
Güneşin değerini bil”
Bende sende ısındım Laodikeia,
Hem güneşin, hem de senin değerini daha iyi anladım

Ve şimdi vakitlerden 8 Eylül, bir ayrılık akşamıdır.
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum, essiz manzaranla güneşin batımını
Hoşça kal ben gidiyorum!

Başta Celal Şimşek ve Mustafa Büyükkolancı olmak üzere bana 2. kez bu kazıda çalışma şansı veren, tecrübe ve bilgilerinden yararlanma fırsatı bulduğum özellikle Bahadır Hocam ve diğer tüm hocalarımile birlikte vakit geçirdiğimiz, bu kazı için ter döken tüm arkadaşlarıma TEŞEKKÜR EDERİM…

YASİNTURAN:)

ArkeolojiBölümü3.SınıfÖğrencisi

06–09–2006

Rüya gibi başladı Laodikeia günlerim. Bir gece gözlerimi sımsıkı kapadım sabaha Laodikeia için uyanmaya. Gözlerimi açtığımda hava aydınlanmamıştı ve kimsecikler yoktu sokaklarda. Kalkıp giyindim ve başladım servis aracının gelmesini beklemeye. Tanımıyordum servis aracını, gerçi bu saatte kaç araç geçerdi ki yollardan. Heyecanlı bekleyişimle gelen servis aracına bindim ve ürkek, heyecanlı, meraklı yolculuğum başlamıştı. Sonunda Laodikeia ’nın giriş kapısı görünmüştü ufukta. Kapıdan giren aracın içerisinde bu büyülü kente bakıyordu gözlerim…Kazı evine geldiğimizde, araban inen herkes bir tarafa koşuyordu. Eline kasayı alan kaçıyordu sanki. Sonradan anladım koşan insanların araziye inmedeki hevesini. Bense bir köşede etrafı seyrediyordum ne yapacağını bilmez bir şekilde. Ben kazı evinin koridorunda şaşırmış bir halde bakarken etrafa gülen bir yüz beni çağırdı ve tuttu götürdü beni hamama. Mutluydum bu durumdan artık benimde koşacağım bir yerim olmuştu. Takılmıştım Zerrin’in peşine. Metre tutmakla başladı Laodikeia ‘da kazı maceram. Çok hızlı geçiyordu bu kentte zaman. Günler birbirini kovalıyordu. Bense bu arada hamamı ve araziyi tanımaya, anlamaya çalışıyordum. Artık metre tutmanın dışında işler yapmaya başlamıştım zamanla. Fiş yazıyor, işçinin başında duruyordum. Hamamda sakindi hayat biraz. Bu sakinliği molalarda çalan çan sesi bozuyordu birazcık. Çan sesini duyan kulaklar uyarıyordu vücudu ve herkes kazı evine koşuyordu. Yemek yeniliyor ve çaylar yudumlanırken gitar sesi eşlik ediyordu çay kaşıklarının sesine. Yorulan vücutlarımız bu seslerle ve yapılan sohbetlerle dinleniyordu kazı evinin önünde otururken. Diyorum ya zaman hızlı geçiyor diye. Biten molanın habercisi çan çalıyordu hemen. Evet herkes tekrar işinin başında! Bense hamamda. Alışmıştım artık Merkezi Hamam’a. Ama bir şeyler yapmak istiyordum. Küçük ellerimi bende toprağa karıştırmak istiyordum. Bir gün Zerrin’in çizim odasında bana nekropole gideceksin demesiyle Laodikeia ‘nın toprağına karışacağımı hissettim. Sonrası büyük bir bekleyişle geçti benim için. Ta ki bir gün kazı evine giderken Mehmet Hoca’nın beni arabaya bindirip götürdüğü güne kadar. Artık nekropoldeyim. Ellerimle Laodikeia ‘yı hissedecektim. Alanda seviye indirme ile başladık çalışmalara.
Ekipteki herkes çapa, kürek, el arabası çalışıyorduk. Hepimiz mezarı açıp, içeriye girip Laodikeia ‘nın buluntularına ulaşmak istiyorduk. Hızlı ama yorucu çalışmalarımızda mezar açılıyor, buluntular geliyor ve yüzler gülümsüyordu. Eserleri ellerinle açıp, çıkartması anlatılmaz bir duyguydu. Çok mutluydum. Nekropol ekibi eğlenceli, çalışkan (ne kadar yatıyor, iş yapmıyor diye suçlansak da) enerji doluydu. Her şey çok güzeldi. Çalışmalar hızla ilerliyor ve mezarlar açılıyordu. Çalışmalar sırasında yapılan muhabbetlerle ekipten gülen yüzler eksik olmuyordu. Molalarda hep beraber oturup sohbet eder, eğlenir, bazen şarkılarla neşelenir, bazen de bize “YATAN EKİP” diyenlere sinirlenirdik. Günlerim hızlı ve çok güzel geçiyordu. Celal Hoca’nın getirdiği mısırlarla ve demlenen çaylarla molalarımızı tatlandırıyorduk. Günler, haftalar geçiyordu yukarıda öğrenci azalıyor, çalışmıyor diye suçlanan nekropol ekibi ise hiç kan kaybetmiyordu. Büyülü kent kucaklıyordu bizi her şeyiyle. Hiç çekinmeden sunuyordu önümüze bütün güzelliklerini. Burayı yaşamak, burada nefes alabilmek farklı bir duyguydu. Artık biliyorum Laodikeia ‘sız yaşanamayacağını. Ama şimdi geldiğim gibi gözlerimi yine kapatarak gidiyorum. Bu sefer en kısa zamanda sana uyanmayı bekleyerek açacağım her gün gözlerimi… Laodikeia ‘yı yaşamamı sağlayan ve her zaman öğrencilerine hoş gönlünü açan Celal Hocama, hamamdaki günlerimde hiçbir zaman bilgisini esirgemeyen Mustafa Hocama, ekibimizin ‘kralı’ her anımızda yanımızda olan ve bizi arkadaşları gibi gören Mehmet Hocama, kazı evinin kraliçesi, tatlı sert duruşuyla nöbetçilik günlerimizde yanımızda olan (yüzünün gülmediği söylense de çok fazla gülümsediğini gördüğüm) Ayşem Hocama, benimle çok uğraşan ve benimde onunla uğraşmaktan çok hoşlandığım Erim Hocama, depo sorumlumuz ve Barış Hocayla habersiz çekilen fotoğraflarda parmağı olan Bahadır Hocama, çok fazla konuşmayan ve güneş gözlüklerini gözünden çıkarmayan Barış Hocama ve kazı komiserimiz Şaban Bey’e bize bu güzellikleri sağladıkları, yanımızda oldukları için çok teşekkür ederim. Laodikeia ‘da en çok onlarla vakit geçirdiğim, birlikte gülüp birlikte kızdığımız, çok şey paylaştığım ve çok sevdiğim ekip arkadaşlarım; Gözde, Bilge, Duygu, Arzu, Pınar, Ali, Murat, Emre Yağmur, Ümit ve Mehmet’e güzel günlerimde çok katkıları olduğu için, her zaman yanımda oldukları, nekropol günlerimin neşeli geçmesinde büyük katkıları olduğu için ve başarılarımızda emekleri olduğu için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız! Bu kentte ilk tanıdığım, gözlerinin içi hep gülen, benimle oturup dertleşen, hayata hep pozitif bakmayı çok iyi başarabilen ve bana zorla yemek yediren:( Zerrin’e ve Ayşegül’e çok teşekkür ederim. Sizi çok seviyorum.Son zamanlarda aramıza katılan ve benim güzel fotoğraflarımı çeken Mehmet Abi’ye ve adını sayamadığım Laodikeia ile hayatıma giren bütün herkese çok teşekkür ederim.Son günlerimde birlikte nöbetçi olduğum ve bana hep oturarak, şarkı söyleyerek yardımcı olan Ersin’e çok teşekkür ederim.

İyi ki Laodikeia ’da bir nefes de ben almışım!...

EZGİ LÜLECİ Arkeoloji Bölümü 2.Sınıf Öğrencisi


Bu site Laodikeia Kazı Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır. Site içerisinde yer alan ögelerin tüm kullanım hakları saklıdır.