Öğrenci Günlüğü

 
 


Üç yıldır Akeoloji’yi ve hayatı anlama adına bir öğretici bir ışık olan Laodikeia’yı okuldaki ilk günümde Celal Hocamın “Gençler Laodikeia’nın tozunu bir kez alırsanız bir daha bırakamazsınız, Sizi kendisine aşik eder.”sözleriyle tanıdım. Geçmişte yaşamış insanların varlıklarını bu güne taşımanın heyecanıyla başladığım ilk gün bağlandım Laodikeia’ya. Tiyatro, Tapınak ve Nekropol’den sonra depoda Seramikle tanıştığım ilk yıldan itibaren soluduğum her tozda, dokunduğum her seramikte hep Laodikeia’yı yaşadım. Üç yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Her anında öğrendiğim Arkeoloji bilgileri, güzel arkadaşlıklar, anlatısı anılar ve hayata dair tecrübelerle şimdi veda zamanıdır. Sana Mevlana’nın dizeleri ile veda ediyorum Laodikeia.

"Birleşikti benim ruhumla seninlkisi başlangıçta,

Senin görünüşün ve sırrın, benim görünüşüm ve sırrımdı onlar.

Benimki ve seninki demek boşunadır artık.

Çünkü ne ben vardır, ne sen, benimle sen arasında"..

Arkeoloji öğrenimimde (Hayalim gerçekleştirmemde) bana her zaman destek olan içimin gülen yüzleri annem ve babama, bilgilerini bizlerden esirgemeyen, beni Laodikeia ile tanıştıran ve bana burada çalışma fırsatı vererek Arkeolojiyi daha çok sevmemi sağlayan Celal Hocama, En bilgileriyle bize arkeoloji öğreten Mustafa Hocama, yaşadığımız tüm güzellikler ve umutsuzluklarımızda tecrübeleri ve dostluğunu esirgemeyen Mehmet Hocama, onlara koştuğumuz her anda destekleriyle bizlere güç veren Ayşem ve Sedat Hocama, bilgilerini bizlerle paylaşmaktan kaçınmayan Bahadır Duman, Mustafa Bilgin, Erim Konakçi, Barış Yener hocalarımla, Kazı komiseri Metin bey ve fotoğrafçı Mehmet abiye, gülen gözlerinde huzur bulduğum dostlarım Fethiye, Merve ve Ezgi’ye, yaşam heyecanlarını hiç kaybetmeyip hep bana yansıtarak içimi ısıtan Zerrin ile Bilge’ye ve Laodikeia’ya yeniden hayat vermeye çalışan ismini sayamadığım tüm arkadaşlarıma sonsuz TEŞEKKÜRLER.

Bilinmezliklerinde çömertliğinle, içinde barındırdığın güzelliklerini bana sunduğun için teşekkürler LAODİKEİA.

Ayşegül ARIĞ
Arkeoloji Bölümü 4.Sınıf Öğrencisi



 10.12.2007

 

1 Aralık 2007

5 Eylül 2006. Bugün sadece kazıyla tanışmadım, arkeolojiyle tanıştım ben. Daha önce birbirinden güzel yerler görmüştüm. Aphrodisias, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Efes, Pergamon müzesi, Kapadokya… Ama oralarda gezerken bir gün elime dişçi aleti alıp da kazacağım hatta mezar açacağım hiç aklıma gelmezdi. Hele matematikçi halimle!

2002 yılında başlayan Laodikeia kazısına bu tarihe kadar her yaz gitmek istedim ama bu cesareti ancak 2006 yılında bulabildim. 5 eylül o yılki kazı için oldukça geç bir tarihti belki ama benim için başlangıçtı. Gerçekten sevdiğim, anlatırken gözlerimin dolduğu, ellerimin titrediği gerçek bir hobimi keşfettim. Hobiden öte bir tutkuydu benim için.

Arkeolojinin içine bu kadar girebileceğimi hiç düşünmedim. İşçilere su dağıtma görevinin verileceği düşüncesiyle gittim. Uzaktan da olsa bana hiçbirşey dokundurmasalar da en azından onlar kazarken görürüm, yüzlerce yıl toprak altında kalan kalıntıların bulunuşuna tanıklık eden şanslı insanlardan biri de ben olurum dedim. Ama çok daha fazlasına tanık oldum, ben kazdım, ben çıkardım, ben dokundum…

İlk seramik yıkamakla başladım Laodikeia’ya (hatta arkeolojiye, hatta kazıya). Mutluluktan uçuyor olmamın sebebi müzede ancak camın arkasından görebildiğim seramiklere dokunmaktı belki de kırık da olsalar… Birdenbire bu kadar içinde nasıl olabilirdim diyordum arkeolojinin ta ilk günden gerçi oradakilerin seramik yıkarken bana acımalarına anlam verememiştim ta ki nekropolde çalışmaya başlayana kadar.

Mezar açmak! Bana kim inanır mezar açıyorum desem. Hele ben zor inanırken! Çok hızlı terfi ediyordum kendime göre. Su dağıtmaktan (hiç yapmadım) seramiğe, seramikten nekropole, Adını bile söyleyemediğim yere. Benim için bunların hepsi “National Geographic”deydi; ama şimdi önümde! Elimdeki dişçi aletini ta küçüklüğümden beri tanırdım ama onu mezarlıkta kullanmazdı babam. O zaman ben kullanırdım büyük bir keyifle. 2006 yılının kazısında 2 haftalık Laodikeia nekropol günlerimde fırçasıyla, küreğiyle eser bulmanın mutluluğunu yaşadım ben. Heyecandan eve gittiğimde uyuyamaz oldum, sabah olsa da sikke bulsak, unguentarium bulsak, ben yine kemikleri ellesem, kafatasını tutup da kasalara yerleştirsem diye. Ne yazık ki 2 hafta kalabilmiştim çünkü okulum başlıyordu, o iki haftada ne kadar çok bağlanmışım ki kazıya, I.sınıf üniversite yılımda beni en çok ders çalışmaya teşvik eden kazıya tekrar gitme hayaliydi. Bir gün olsun unutamadım nekropol günlerimi, çalış, çok çalış, derslerini geç de bırak 2 haftayı bütün yazı Laodikeia’da geçir diyordum. Öyle de oldu…

19 Haziran 2007, ikinci kez kazıdaydım, Başında birkaç hafta geleyim bir de sonunda gelirim diyordum ama ne birkaç haftası 3 ay kaldım ben orda. Neyse ki Denizliliyim de annem babam daha az isyan ediyor. Bölümüm olmasa da kazıya katılamama “zaten bütün yılını İzmir’de geçiriyorsun bari şimdi yüzünü görelim” diyorlar haftalar geçtikçe. Ama mezarlar bırakılmıyor, arkadaşlarım bırakılmıyor ki öyle kolay. 1 mezar açıp gidicem diyorum olmuyor, 2 diyorum, 3 diyorum ve sonra hiçbir şey demiyorum çünkü bir türlü kopamıyorum. Neredeyse 2000 yıllık eserleri ilk gören olabilmeyi, onların topraktan özenle çıkarılışını izlemeyi hatta “Ben buldum, ben buldum!” diye bağırabilmeyi ve tabiî ki arkadaşlarımı nasıl bırakırım. Nasıl gideyim, gitsem de geri gelirim, gidemem ki…

Ve gitmedim de… Denizli’de bulunduğum sadece 1 gün gelemedim. Hasta olmamak için özen gösterdim çünkü 1 saatlik kayıp bile ağırdı bana bırakın 1 günü… Herkes arkeolojiye olan ilgime o kadar inandı ki bana “fahri arkeolog” bile demeye başladılar. Ne büyük bir övgüydü benim için… sonra düşünmeye başladım neden arkeoloji bölümünde değilim diye. Hatta bir ara o kadar çok düşündüm ki annemin yüreğine iniyordu nerdeyse, matematiği bırakıveririm diye…
İyi tarafından bakmaya karar verdim. Zamanında arkeolojiyi seçmememin üzüntüsü yerine ona bu kadar yakın olabilmenin hayatımda yaşadığım en büyük şans olduğuna inanmaya başladım. Ben matematiği de seviyordum onun kadar arkeolojiyi de…

Gerçekten çok şey öğrendim. Hep saygı duyuyordum arkeologa, arkeolojiye, tarihe, eserler ama şimdi çok daha farklı bakıyorum. Arkeoloji dünyasındaki herkes ve her şey gözümde çok değerli antropologu da restoratörü de…

Sadece çıkardığım buluntuların heyecanı, Laodikya da çalıştım demenin gururu değil yanımda olan. Arkadaşlarım, ablalarım, ağabeylerim ve hocalarım… BMC’nin arkasına, Peugeot’ya doluşup da daha gün doğarken nekropole, villaya gittiğim dostlarım. Neredeyse her gün karnım ağrıyana kadar güldüğüm, benim onlşarla mutlu olduğum kadar onların da benimle mutlu olduğuna inandığım arkeolog adayı arkadaşlarım. Hiç kimseyi unutmadım ve unutmayacağım. Semin ablam Laodikeia’nın gördüğü en iyi antropolog olduğuna-daha önce hiç antropolog görmesem de- yemin edebileceğim kişi. Senden çok şey öğrendim. Eğer arkeolojide okuyan biri olsaydım kesinlikle senin beni yanıma alıp bildiğin her şeyi bana öğretmeni isterdim. Cem abim (şefim), gerçekten ağabeyimizdin. Polis olacaksın. En büyük dileğim arkeoloji senden hiç uzak durmasın. Yani mesleğin buldukların kadar değerli eserlerin kaçakçılığını yapanları enselemek olsun.

Doğduğum, büyüdüğüm kente sadece 6km. uzaklıkta olan, doğa harikası Pamukkale’yi, karşısına alan bu muhteşem antik kentte çalışma fırsatı veren hocam Prof. Dr. Celal Şimşek’e çok teşekkür ederim. Geçmişi geleceğe taşımaya aday arkadaşlarım. Umarım bu güzel meslekteki heyecanınız hayatınız boyunca sizinle olur. Tekrar görüşmek dileğiyle.

F. Busem HATİPOĞLU

İzmir Ekonomi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğrencisi




 

15.02.2008

Arkeoloji nedir? Lise 1’e giderken hep bu kurcalardı kafamı. Neydi gerçekten Arkeoloji yoksa Tarih kitaplarında olduğu gibi kazı bilimimiydi? Tabii ki olamazdı… Az çok bilgim vardı zaten Arkeologlar vardı. Bu insanlar tarihi eserleri bulmaya çalışıyordu. :)

Şimdi bana Arkeoloji ne diye sorulsa… söyleyecek şey bulamam herhalde. Çünkü Arkeoloji için söylenecek çok şey var. Arkeolog olmak hiç kimsenin bilmediği bir dünyanın kapılarını aralamak oradan bakmak hatta dokunmak hissetmek gibi. İşte bende Mehmet Hoca’nın beni aramasıyla Laodikeia’nın gizemli dünyasına girme, dokunma ve hissetme şansına sahip oldum. Bence geçirdiğim en güzel yazdı.hem sevdiğim işi öğrenmeye çalıştım Laodikeia’yı öğrenmeye çalıştım hem sevdiğim arkadaşlarım ve hocalarımla bol bol vakit geçirdim.

Hafta sonları ailemin yanına gittiğimde bana sende bir şeyler var. Sen değiştin daha çok olgunlaştın diyorlardı. Başka arkadaşlarımdan da böyle tepkiler geldi. O zaman anladım ki Laodikeia bizi büyütüyor biz Laodikeia’yı büyütüyoruz. Artık emek vermenin ne demek olduğunu biliyoruz. Sevdiğimiz bir şey için fedakarlık yapmanın ne demek olduğunu biliyoruz. Yazın herkesin uyuduğu saatte biz uyanıp Laodikeia’nın yolunu tutuyoruz. Temmuz ağustos aylarının Afrika sıcaklarına dayanıyoruz. Herhalde güneş hiç bu kadar tatlı gelmemişti bu zaman kadar.. şimdi arkadaşlarım soruyorlar yaz tatilinde hep çalışacak mısın diye.. bende Arkeoloji böyle bir şey işte vazgeçilemez diyorum. Hem insan sevdiğinden vazgeçebilir mi?

İonia gezisine gittiğimizde günde 3-4 yer gezdiğimizde Celal Hocanın hiç yorulmadığı geliyor aklıma bir yandan öğrencilere bilgi aktarmaya çalışıyordu. Bir yandan yürüyordu. Ama yorulmamıştı… Arkeolojiyi sevmek böyle olmalı diye düşündüm. Bende Laodikeia’ya gelince anladım bunu… Laodikeia’da olduğum için mutluyum. Bana bu şansı veren bütün hocalarıma teşekkür ediyorum. J

BÜŞRA ŞAHİN

ARKEOLOJİ II. SINIF ÖĞRENCİSİ


Bu site Laodikeia Kazı Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır. Site içerisinde yer alan ögelerin tüm kullanım hakları saklıdır.