Ana Sayfa / Çalışma Programı
Denizli İli Merkezefendi ve Pamukkale İlçeleri, Eskihisar, Bozburun, Goncalı ve Korucuk Mahalleleri sınırları içinde kalan Laodikeia Antik Kenti, Bakanlığımız tarafından 2019 yılında ilk 20 kazıdan biri olarak 12 ay süreli çalışma programı kapsamına alınmıştır. 2025 yılında 12 ay üzerinden hazırlanan çalışma programı ve çalışma alanları aşağıdaki şekilde planlanmıştır;
1)- Batı Tiyatrosu Sahne Binası Çalışmaları
Antik dönemde kentlerin en önemli sanat aktivitelerinin ve bunun yanında toplantıların yapıldığı kamusal ve toplumsal yanı ağır olan tiyatrolar devasa ölçülerde inşa edilmiş olup theatron ve sahne binası olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. MÖ 2. yy’da yapılan Batı Tiyatrosu’nun sahne binası İmparator Augustus Döneminde (MÖ 27-MS 14) tamamen düzenlenerek, Hellenistik dönemin yamaca oyularak yapılan oturma alanı ile tam bir bütünlük oluşturacak şekilde üç katlı sahne binası yapılmış kuzey ve güneye yerleştirilen parados geçişleriyle, sahne binası ile oturma basamakları olan theatron (cavealar) arasında bağlantı sağlanmıştır. Yapıda yüzyıllar içinde beş büyük tamirat ve kullanım değişikliği olduğu yapılan kazı ve restorasyon çalışmaları sonucunda tespit edilmiştir.
Tiyatro Hellenistik Dönem’de (MÖ 2. yy) inşa edilmiş olup bu döneme ait prohedria koltuklar ve yazıtlar ile çok az mimari blok parçaları kalabilmiştir. İmparator Augustus (MÖ 27-MS 14)-Tiberius (MS 14-37) Dönemi’nde mevcut üç kat sahne binası ve parados geçişleri yapılmıştır. Severuslar Dönemi’nde (MS 98-235) bölgenin birinci derece deprem kuşağında olması nedeniyle sahne binasında proskene sütunlu galerilerinde düzenlemeler yapılmıştır. İmparator Valens (MS 364-378) Dönemi’nde ise MS 368 depreminde yıkılan sahne binası imparatorluk yardımlarıyla tekrar tamir edilmiş ve çoğunluğu tekrardan yapılmıştır. MS 5. yy başında MS 395-396 yıllarında alınan bir karar gereği şehrin etrafının sur duvarlarıyla çevrilmesine bağlı olarak sahne binasının postskenesine ait 21 m olan yüksekliği 11 m’ye indirilmiş, sahne binası kentin yarısını çeviren ve batıya doğru uzatılan sur duvarlarının bir parçası olarak düzenlenmiştir. Tiyatro MS 5.-6. yy’ın sonuna kadar orkestra, güney parados geçişi, sahne, şeref tribününde (bisellium) yapılan değişikliklerle açık hava kilisesi olarak kullanılmıştır. Bu düzenlemede güney parados geçişi kapatılmış ve orkestraya kadar inen merdivenler yapılmış kuzey ve güney paraskeneler prothesis ve diokonikon olarak kullanılmış, şeref tribünü önüne sahne gerisinden skenefrons kısmından alınan kabartmalı bloklar ve ikişer altar, sütun ve kompozit başlıklar konarak ruhban sınıfın oturduğu ve töreni yönettiği shynthronona dönüştürülmüştür. Yapılan kazı ve restorasyon çalışmalarıyla tiyatronun caveaları (alt ve üst) tamamlanarak ziyarete açılmıştır.
Laodikeia Batı Tiyatrosu’nun tamamen ayağa kaldırılmasına yönelik yapılan restorasyon çalışması iki aşamalı planlanmıştır. İlk aşamada alt ve üst caveadan oluşan oturma basamakları ile orkestranın restorasyonu tamamlanmış, ikinci aşamada ise sahne binasının birinci katının ayağa kaldırılması planlanmıştır. Bu kapsamda Batı Tiyatrosu sahne binasına ait birinci katının ayağa kaldırılmasına yönelik hazırlanan restorasyon projesi Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca 29.07.2021 tarih ve 12306 sayılı kararıyla uygun bulunarak onaylanmış olup sahne binasının birinci katının anastylosis esas restorasyonunun yapılarak ayağa kaldırılması için 2022 yılı kazı sezonunda hyposkene koridorunun yıkılmış olan tuğla tonozunda çalışmalara başlanmıştır.
Batı Tiyatrosu’nun sahne binasında yapılacak olan restorasyon çalışmaları;
Skenefrons çalışmaları: Sahne arkasında sütunlu galerilerin bulunduğu mevcut podyum binyıllar içindeki depreme bağlı tamiratlar ve kullanıma bağlı olarak çoğunluğu devşirme malzemelerden kireç harçlı blokaj şeklinde yapılmıştır. Blokaj dolgu içinde heykel ve mimari parçalara kadar birçok taş malzeme doldurulmuştur. Podyumda gerekli olan tüm sağlamlaştırmalar ile eksik bölümlerinin tamamlanması yönünde çalışmalar 2024 yılında yapılmıştır. 2025 yılında ise her bir podyumda dörder adet sütunun yer aldığı bir üst aşama çalışmaları yapılacaktır. Öncelikle sütunları ve dolayısıyla yatay üst mimari elemanları taşıyacak olan stylobat olarak adlandırılan kaide altına ait tamamlamalar yapılmıştır. Bu bölümde var olan orijinal malzemeler kullanılmış ve eksik olan kısımlar ise özgün doğal taş malzeme ile tamamlanmıştır. Attik-Ion kaideler, sütunlar, başlıklar, arşitrav-frizler ve son olarak ta geison-sima bloklarında özgün malzeme olarak var olan bloklar kullanılacak, kırık kısımları pantograf tekniği ile tamamlanacak ve eksik olan blokların bir kısmının yeniden doğal malzemeden yapılması yöntemine başvurulacaktır. Bu çalışmalarda tamamen uluslararası restorasyon kriterleri göz önüne alınarak uygulamalar yapılacaktır.
Postskene-Loca çalışmaları: sahne binasının postskeneye ait dış duvarlarının yaklaşık 11 m’si korunabilmiştir. Öncelikle yedi adet olan loca odalarının duvarları, koridor geçişleri ve postskene dış duvarında sağlamlaştırmalar yapılacaktır. Sahne binasının duvar yüksekliği birinci kat sütunlu galerilerinin arka bağlantılarını taşıyacak yükseklikte olacak şekilde tamamlanacaktır. Böylece önde yer alan sütunlu galerinin yan ve üst bağlantıları sağlam bir şekilde duvarla entegre olacak şekilde düzenlenecektir. Bu bölümlerde sadece yıkılan özgün traverten bloklar kullanılarak anastylosis esas restorasyonu tamamlanacaktır.
Güney Paraskene çalışmaları: Güney Paraskenenin tuğla ve harçtan yapılan tonozu yıkılmıştır. Tonoza ait tuğlalar kazı çalışmalarında bulunarak tasnif alanına taşınmıştır. Tonoz kavsinin iki yanında başlangıç kısımları kalabilmiştir. Güney Paraskene tuğla tonozu anastylosis esas iskele sistemi kurularak tekrardan kendi özgün tuğlalarıyla harç analizlerine göre hazırlanarak kireç harçla tamamlanmıştır.
Kuzey Paraskene ve Parados geçişi: Güney Paraskenede yapılacak olan uygulamanın aynısı simetriği olan Kuzey Paraskene bölümünde de uygulanacaktır. Bunun yanında kuzey parados geçişine ait tuğla örgülü tonoz tüpü depreme bağlı olarak olduğu alanda çökmüş durumdadır. Tonoz tüpü tuğla örgüsü belgelenerek yerinden aşama aşama alınmıştır. 2025 yılında kendi özgün malzemesiyle kireç harçlı olarak iskele sistemi kurularak anastylosis esas söz konusu iki bölümün restorasyonu tamamlanacaktır.
2)- Asopos Köprüsü Kazı ve Restorasyon Çalışmaları
Laodikeia Antik Kenti I. Derece Arkeolojik Sit sınırları içerisinde batıya uzanan antik dönem ana yol güzergahında Asopos (Gümüşçay) nehri üzerinde yer alan Roma Köprüsü; zaman içinde oluşan doğa tahribatlarına (sel, deprem, insan tahribatı) daha fazla maruz kalmaması ve restorasyon projelerinin hazırlanması amacıyla 2020 yılı Eylül ayında 1 ay süren sondaj yapılmış, Roma Köprüsüne ait bloklar ve köprünün doğu-batı uzantıları ortaya çıkartılarak belgelenmiş ve buna göre restorasyon projelerinin hazırlanması aşamasına getirilmiştir.
Asopos vadisinin doğu-batı yönünde iki yakasını birleştiren yaklaşık 171 m uzunluğundaki köprü, statik açıdan üç (orta, doğu ve batı) bölümlü olarak tasarlanmıştır. Merkezde beş kemer gözlü olarak planlanan vadi içinde nehrin aktığı orta bölümde dört serbest ayağın taşıdığı üç kemer, iki yanda yer alan serbest ayakların kemerleri ise batı ve doğudan gelen istinat duvarları üzerine bindirilmiştir. Vadinin doğu ve batı yamaçlarından merkeze doğru uzanan çift sıra istinat duvarlarının iç kısımları statik açıdan belirli aralıklarla güney-kuzey yönünde merdiven şeklinde bölümlenerek içi çaytaşı ve kumla doldurulmuştur. Vadinin doğu yamacında yer alan iki sıra istinat duvarının kuzey ve güney uzantıları opus caementicium (çay taşı kireç+harcı) tekniği kullanılarak örülmüştür. Her iki çay taşı örgü duvarın arası ise doğu yamaçta sağlamlığı arttırmak amacıyla sıkıştırılmış toprak ile doldurulmuştur. Köprünün opus caementicium tekniğindeki örülen doğu istinat duvarlarının her iki yanında, tonozlu tuğla+çaytaşı örgülü mezar yapıları net biçimde görülebilmektedir. 13 Ekim 1889 yılında tamamlanan demiryolu hattı nedeniyle, köprünün doğu kısmı yoğun tahribata uğramıştır. Asopos köprüsü, hem doğa şartları (sel, heyelan vb.) hem de depremler nedeniyle ayaklarında oluşan yoğun açılmalardan dolayı proje ve restorasyon programına alınmıştır.
Laodikeia I. Derece Arkeolojik Sit alanı içinde kalan ve Lambalar Mevkiinde yer alan Asopos Köprüsü vadinin iki yakasını birleştiren ve batı yoluna ulaşımı sağlayan önemli bir Roma yapısıdır. Köprünün restorasyon projesi hazırlanmış, Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 14.07.2021 tarih ve 12239 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Asopos Köprüsü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Tarihi Köprüler Dairesi Başkanlığı tarafından ihaleye verilmiş olup kazanan Zeydanlı firması tarafından kazı ve restorasyon çalışmaları yapılmaktadır. Kazı ve restorasyon çalışması Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü, Tarihi Köprüler Şube Müdürlüğü ve Kazı Başkanlığı denetiminde halen devam etmektedir.
2023 yılında kurulca onaylanan projesi doğrultusunda kazı çalışmaları tamamlanan Roma köprüsünde restorasyon çalışmalarına devam edilmektedir. Asopos Köprüsü’nün restorasyon projesinin tamamlanması sonrasında hem köprünün doğa tahribatına karşı korunması hem de antik kentin gezi güzergahına dahil edilmesi sağlanmış olacaktır. Bu yönüyle Kazı Başkanlığımızın denetiminde Zeydanlı firması tarafından 2024 yılında da restorasyon çalışmalarına devam etmiş olup 2025 yılında da restorasyon çalışmalarına devam edilecektir.
3)- Güney Agora Sokağı Çalışmaları
Traian Nymphaeumu Meydanından doğuya doğru devam eden Doğu Sokak ile birleşerek insula sisteminde güneye dönerek agoraya ulaşan sokağa Güney Agora Sokağı adı verilmiştir. Her iki sokağın kazı çalışmaları etap etap önceki yıllar olmak üzere 2024 yılında tamamlanmıştır. 2025 yılında Doğu Sokak ve Güney Agora Sokağı’nın düzenlenerek ziyarete açılması hedeflenmektedir. Böylece Traian Nymphaeumuna gelen ziyaretçiler Doğu sokak ve Güney Agora Sokağı’ndan agoraya, Bouleuterion’a, Güney Hamamı Kompleksine, Stadyuma ve I. Su dağıtım Terminaline rahat bir şekilde ulaşabileceklerdir.
4)- Kuzey (Kutsal) Agora Batı Portik Mozaikli Alan Çalışmaları
Kuzey (Kutsal) Agora Batı Portik kuzey sonunda yer alan ve üzeri çelik+kırılmaz cam ile koruma altına alınarak ziyarete açılmıştır. Söz konusu cam koruma örtüsünün altında yer alan mozaiklerin kalıcı restorasyon-konservasyonu çalışmalarına 2024 yılında devam edilmiş ve 2025 yılında da devam edilmesi planlanmıştır. Bu kapsamda kazı çalışmalarında panellerde dağınık biçimde açığa çıkarılan tesseralar kullanılarak mozaiklerin eksik bölümleri tamamlanmaktadır. Söz konusu panellerde yatak harçlarının mukavemetini yitirmesi ve tessera kayıplarının önlenmesi amacıyla koruma bandajı (facing) uygulanmaktadır. Facing uygulaması ile kaldırılıp mozaik katmanları sağlamlaştırılan panellerin facingleri sökülüp paraloid temizlikleri yapılmakta ve tessera derz seviyeleri ayarlanmaktadır. Daha önceden geçici olarak tedbir amaçlı yapılan tesseralarda oluşan derz boşlukları çamur harç ile sağlamlaştırılmıştı. Bunlarda 2025 yılında da etap etap orijinal analizi yapılan harcına uygun harçla kalıcı sağlamlaştırılmalarına devam edilecektir. Ayrıca kenar bordür kısımlarında tespit edilen çatlak bölümler bordür harcı ile onarılmaktadır. Mozaikli alanda koruma-onarım çalışmalarına 2025 yılında da devam edilmesi planlanmıştır.
5)- Kuzey (Kutsal) Agora Güney ve Batı Portikler
Kuzey (Kutsal) Agora, Suriye Caddesi’nin kuzeyinde, Batı ve Kuzey Tiyatroları arasındaki düzlükte yer almaktadır. Yapının üç tarafı portiklerle çevrili olup derinliğine beş, enine üç insulayı kaplar şekilde inşa edilmiştir. Batı portik uzunluğu 298 m, doğu portik uzunluğu 268 m, genişliği ise 128 m ölçülerindedir ve kuzey sonda portik uçları apsisli olarak sonlanan asimetrik dikdörtgen planlıdır. Bu haliyle agora 36,316 m2’lik bir alanı kaplamakta olup Hierapolis Agorası’na yakın bir büyüklüğe sahiptir. Kuzey (Kutsal) Agora, Roma İmparatorluk Dönemi’nde (Augustus-Diocletianus) içinde tapınak, naiskos ve altarların olduğu kutsal bir temenos alanı iken, MS 4. yy’dan itibaren tekrar düzenlenerek sadece agora olarak kullanılmıştır.
Agora’ya Suriye Caddesi’nden merkezi, doğu ve batı propylonlar olmak üzere üç anıtsal kapıdan girilmektedir. Bunlardan Doğu ve Batı propylonlar portiklere, Merkezi Propylon ise doğrudan avluya girişi sağlar. Ayrıca Agora’nın doğusunda ve batısında, güney-kuzey yönlü uzanan iki sokak üzerinde, Batı ve Kuzey Tiyatrolarına geçişi sağlayan üçer adet yan girişler bulunmaktadır. Orijinalinde ön kısmında Ion düzeninde dipteral sütunlu galerilerin çevirdiği portiklerin üstü kırma çatı ile kapatılmıştır. Agora içinde kuzey-güney yönünde Batı Portik ve Doğu Portik önüne yerleştirilen 166’er metre uzunluğunda iki havuz yer alır. Havuzların sınırlandırdığı avlu içinde biri kentin dokuma tanrıçası Athena’ya adanmış olan Korinth Düzeninde, diğeri de kentin kurucu tanrısı Zeus’a adanmış olan Ion Düzeninde iki tapınak ve altarlar yer almaktaydı. Kentte Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte İmparator Büyük Constantinus (MS 306-337) ve sonrasındaki imar faaliyetlerinde Agora içinde Diocletianus zamanı depreminde yıkılan bu tapınaklar sökülerek pagan inancına ait izler kaldırılmıştır. Bu kapsamda Korinth düzenindeki Athena Tapınağı sökülerek mimari blokları Doğu Portik sütunlu galerisinde, Ion Düzenindeki Zeus Tapınağı’nın mimari blokları ve başlıkları da Batı Portik sütunlu galerisinin düzenlenmesinde kullanılmıştır. Kuzey (Kutsal) Agora’nın Batı Portiğin kuzeybatı ucunda apsis ve apsisi doğu-batı doğrultulu kesen bir duvar ile bu duvarın güneyinde yaklaşık 300 m2’lik alanda yer yer tahrip olmuş mozaik taban açığa çıkartılmış olup bu alan olasılıkla MS 4. yy düzenlemesiyle birlikte olasılıkla kilise olarak düzenlenmiştir. MS 494 yılı depremiyle tüm agora yıkılmış olup arkasından, agoranın kuzeydoğu ucuna bazilikal planlı Kuzey Kilisesi inşa edilmiştir.
Kuzey (Kutsal) Agora’da 2011 yılında başlayan kazı çalışmaları alan genelinde farklı yerlerde sürdürülmekte olup kazı ve restorasyon çalışmaları paralel olarak devam etmektedir. Kuzey (Kutsal) Agora’da, Erken İmparatorluk Dönemi’nden MS 7. yy’da kentin terkedilişine kadar olan süreçte sekiz kullanım evresi tespit edilmiştir. İlk evre olan Erken İmparatorluk Dönemi’nde, alanda ilk planlama ve dini yapılar oluşturulmaya başlanmış olup Kentte MS 60 yılında yaşanan depremde bunlar tahrip olmuştur. İkinci kullanım evresi olan Antoninler ve Severuslar Dönemi’nde alanda imar faaliyetleri ile tapınakların inşasına devam edilmiş, yeni dinsel yapılar eklenmiştir. Kuzey (Kutsal) Agora’nın üçüncü evresi olan Diocletianus Dönemi’nde (MS 284-305) yaşanan depremle alan büyük hasar görmüştür. Dördüncü kullanım evresinde Hıristiyanlığın Büyük Constantinus Dönemi’nde (MS 306-337) serbestlik kazanmasıyla agorada geniş çaplı değişiklikler yapılmıştır. Agora içinde yer alan ve pagan dinine ait tapınaklar sökülmüş ve alan agora olarak düzenlenmiş, Batı Portiğin kuzey ucuna mozaikli kilise yapılmıştır. Beşinci evrede, II. Julianus Caesar (MS 335-360) Dönemi’nde yapılan düzenlemelerde Doğu Propylon’un doğu kapısı kapatılmış, kapı girişine bakan portik sütunları arası duvarla örülmüş, taban yükseltilerek yeni mekân düzenlemeleri yapılmıştır. Altıncı evrede MS 494 depremi ile portiklerin büyük kısmı yıkılmış, alan büyük ölçüde terkedilerek, alanın güney yarısı depremde yıkılan yapıların moloz atık olanı olarak değerlendirilmiştir. MS 494 depremi arkasından agoranın portiklerinde yıkıntılar üzerine yapılan bazı düzensiz mekanlar ise MS 7. yy başına kadar kullanılmış ve alanda bulunan mermer mimari bloklar yeni dinsel (kiliseler) yapılarda kullanılmak üzere kaplama kesiminde kullanılmıştır. Yedinci kullanım evresinde MS 7. yy’ın başında yaşanan Focas Dönemi (MS 602-610) depremine kadar alanın niteliksiz ve düzensiz düzenlemeler ile kullanımı kısmen devam etmiş, bu depremin ardından agora tamamen yıkılmış ve kentle birlikte terk edilmiştir. Agora MS 7. yy’dan itibaren taş ve kireç ocağı olarak kullanılmış olup bu son kullanım evresinde alan göçer Yörüklerin mevsimlik yerleşim yeri haline gelmiştir. Güney ve Batı Portik projeleri koruma bölge kurulunda onaylanmış olup 2024 yılında çatı ve duvar restorasyonu için Geleceğe Miras Programı kapsamına alınmıştır. 2025 yılında portiklerin duvar ve çatı restorasyonlarının başlatılması planlanmaktadır.
Diğer taraftan Kuzey (Kutsal) Agora Batı Portik kuzey sonunda yer alan ve üzeri çelik+kırılmaz cam ile koruma altına alınarak ziyarete açılmıştır. Söz konusu cam koruma örtüsünün altında yer alan mozaiklerin kalıcı restorasyon-konservasyonu çalışmalarına 2024 yılında devam edilmş ve 2025 yılında da devam edilmesi planlanmıştır. Bu kapsamda kazı çalışmalarında panellerde dağınık biçimde açığa çıkarılan tesseralar kullanılarak mozaiklerin eksik bölümleri tamamlanmaktadır. Söz konusu panellerde yatak harçlarının mukavemetini yitirmesi ve tessera kayıplarının önlenmesi amacıyla koruma bandajı (facing) uygulanmaktadır. Facing uygulaması ile kaldırılıp mozaik katmanları sağlamlaştırılan panellerin facingleri sökülüp paraloid temizlikleri yapılmakta ve tessera derz seviyeleri ayarlanmaktadır. Daha önceden geçici olarak tedbir amaçlı yapılan tesseralarda oluşan derz boşlukları çamur harç ile sağlamlaştırılmıştı. Bunlarda 2025 yılında da etap etap orijinal analizi yapılan harcına uygun harçla kalıcı sağlamlaştırılmalarına devam edilecektir. Ayrıca kenar bordür kısımlarında tespit edilen çatlak bölümler bordür harcı ile onarılmaktadır. Mozaikli alanda koruma-onarım çalışmalarına 2025 yılında da devam edilmesi planlanmıştır.
6)- Efes Portikosu ve Geçişinin Kazı-Restorasyon Çalışmaları
Antik kentin ana merkezinde kuzey-güney yönlü Stadyum Caddesi’ni doğu-batı yönünde kesen ve Efes Caddesi’ne uzanan portiko olup toplam uzunluğu 130 m’dir. Stadyum Caddesi’nden üç basamakla inildikten sonra üç kemerli girişin yer aldığı Efes Portikosu’na geçilir. Doğu-batı yönlü uzanan caddenin kuzey ve güney kenarlarında cadde boyunca uzanan havuzlar, bunların gerisinde önü kemerli portikler ve en geride de dükkânlar ve bazı mekân girişlerinin bulunduğu kapılar yer alır. Efes Caddesi Portikosu’nun toplam genişliği portikler dâhil 30.60 m’dir ve tabanı mermer döşemelidir. Efes Caddesi Portikosu olasılıkla festival, şölen veya özel günlerde hizmet veren bir protokol alanıdır. Bu özel alanın batısında basamaklarla çıkılan kemerli kapı ve doğusunda yine basamaklarla çıkılan Stadyum Caddesi ile sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla alan araçlara kapalı, sadece yaya geçişlerine uygun olarak düzenlenmiştir. Efes Caddesi Portikosu, Geç Hellenistik-Erken İmparatorluk Dönemi’nden MS 6. yy’ın ikinci yarısı ile 7. yy başına (MS 565-612) kadar sürekli kullanılmıştır. Kent terk edildikten sonra alandaki bloklar, Yörüklerin geçici çadır kurması ve ocak oluşturmaları için düzenlenerek kullanılmıştır (18. yy-1980).
Efes Portikosunun 2009 yılında yapılan kazı çalışmalarında Stadyum Caddesi’nden itibaren 57 m’lik kısmı kazılmış ve 2014 yılında paye ayaklarının restorasyonu tamamlanarak ayağa kaldırılmıştır. 2025 yılında Efes Portikosu batıda kemerli ve çift geçişe sahip olduğu düşünülen kapıyla Batı Agorası ve caddeyle birlikte Efes Kapısı’na bağlanması amacıyla kalan 73 m’lik kısmının kazıları tamamlanmıştır. Bunun yanında güneyinde yer alan Heroon yapısı ve Geç antik Çağ işliği de ortaya çıkartılmıştır. 2025 yılında portiklerde kalabilen bloklarla anastylosis esas restorasyon çalışmaları ve batıdaki geçişe ise merdiven basamaklarının bir kısmının restorasyon çalışmaları yapılması hedeflenmektedir. 2024 yılı kazılarında bu bölümün çok tahrip edildiği anlaşıldığından, sadece ziyaretçi geçişi için merdivenlerin bir kısmı tamamlanarak iki yanda geçmişte yapılan yoğun tahribatları izlemesi sağlanacaktır. Diğer taraftan Caddenin güneyinde yer alan Geç Antik Çağ işliğinin koruma önlemleri alınmıştır. 2025 yılında tonozlu Heroon yapısının içinde ortaya çıkartılan ve çok parçalı olarak kırılan girlandlı lahitlerin restorasyonlarının yapılması da planlanmaktadır. Çalışmaların arkasından bilgilendirme levhalarıyla birlikte Efes Portikosu ziyarete açılabilecektir.
7)- Septimius Severus Nymphaeumu
Suriye Caddesi’nin kuzey kenarında yer alan S. Severus Nymphaeumu’nda (A Nymphaeumu) ilk kazı çalışmalarına 2003 yılında başlanmıştır. Daha sonra 2004-2005, 2011 yıllarında kazı, 2012-2013 yıllarında kazı ve restorasyon, 2014-2016 yılları arasında ise restorasyon öncesi hazırlık ve anastylosis esas koruma çalışmaları yürütülmüştür. Nymphaeum hippodamik sistemde enine tek adayı kaplamaktadır. Dikdörtgen planlı yapı insula genişliğine uygun olacak şekilde 41,60x14,30 m ölçülerinde doğu-batı yönünde inşa edilmiştir. Yapının ana taşıyıcı duvarları traverten bloklardan inşa edilmiş olup çok renkli mermer kaplamalıdır. 31,40x8,20 m ölçülerindeki dikdörtgen planlı havuzun üç tarafını çeviren yapının birinci katı kompozit, ikinci katı ise Korinth düzeninde Attik Ion kaideli sütunlu galerili olarak yapılmıştır. Kazı çalışmaları sonrasında blokların tasniflenmesi sonunda elde edilen veriler ve restorasyon öncesi hazırlık çalışmaları sırasında yapılan değerlendirmeler sonucunda, nymphaeumun ana cephesinde üçüncü katın varlığı ile bunun Ion düzeninde ve kaideli postamentli sütunlu galerili olabileceği ortaya konmuştur. Bu durumda kısa yan cepheler iki, ana cephe ise üç katlı tasarlanarak yapılmıştır. Yapının cephesi, üzeri nişler ve kemerli aediculalar ile hareketlendirilmiş, sistemli bir şekilde arşitrav-frizler ve geison-sima blokları ana duvarlara saplanarak, iki bölüm arasındaki statik bağlantı sağlanmıştır. Ana havuzun üç tarafını kısa cephelerde 6’şar, uzun cephede ise 16 adet olan sütunlu galeri çevirir. Nymphaeum’un kuzey duvarında havuzun orta noktasına gelen bölümde yer alan ana niş içinde, suyun akmasından dolayı 1,40 m yüksekliğinde ve yarıçapı 1,40 m olan kalker tortusu oluşmuş ve bu tortunun içinde düşmüş halde tanrıça Athena heykeli bulunmuştur. Ayrıca Yapı’nın caddeye bakan ön cephesinin doğu ve batı uçlarında birer adet aslan heykeli, önde ise ortadaki daha büyük olan üç adet yuvarlak küvet formlu çeşme havuzları yer alır. Nymphaeum’un ana cephesi ile güney yönde yer alan parapetler, taçlar ve kaideler mermerden yapılmıştır. Anıtsal çeşme kahverengi, gri, damarlı sütunlar ve çok renkli duvar kaplamalarıyla Merkezi Agora karşısında yer alan gösterişli bir yapı konumundadır. Çeşme, yazıtına göre İmparator Septimius Severus’a (MS 193-211) ithaf edilmiştir ve MS 494 yılı depreminde tamamen yıkılmıştır. Septimius Severus Nymphaeumu’nda anastylosis esas korumaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Restorasyon öncesi ön hazırlık çerçevesinde yapıya ait mimari bloklar Merkezi Agora içine tasniflenerek burada birleşebilen parçalar tespit edilmiş, cephenin birinci ve ikinci katına yönelik ayağa kaldırma denemeleri yapılmıştır. Yapının ön cephede parapet bloklarının arkasında yer alan opus caementicum duvarın korunmasına yönelik çalışmalarda ise parapetler ile kaide ve taçlarına ait bloklarda kırık-eksik bölümler tespit edilerek yapıştırılmış ve anastylosis esas birleştirilmiştir. Eksik olan basamak ve parapet blokları ise pantograf uygulaması ile tamamlanarak orijinal yerlerine yerleştirilmiştir. S. Severus Nymphaeumu’nun Restorasyon Projesi;
Anıtsal çeşmenin beden duvarlarına ait traverten bloklar kuzey bölümde, üç kata ait tasniflenmiş olan mermer mimari bloklar ise güney önünde yer alan Merkezi Agora içinde tasnif edilmiştir. Diğer taraftan anıtsal çeşme için hazırlanan projeler Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 28.07.2023 tarih ve 15604 sayılı kararı ile onaylanmıştır. S. Severus Nymphaeumu’nda çok fazla kırık olarak yaklaşık 900 parça ele geçen ve hareketli ön cepheye ait kaideler, sütunlar, arşitrav-friz, geison-sima blokları için genel bir değerlendirme yapılması için tüm bloklar üç boyutlu taranmış ve çizilerek restitüsyon tasarımı yapılmıştır. Buna göre;
İlk etapta kuzey uzun cephe ve batı kısa cephede kesme traverten bloklardan yapılan beden duvarlarının restorasyonu yapılacaktır. Anıtsal çeşmede kuzey uzun cephe ile batı kısa cephede birinci ve ikinci katlarda kısmi restorasyon yapılacağından buna göre öndeki hareketli cephenin arkada sabitleneceği beden duvarlarda duruma göre yeni kesme traverten bloklarla eksik olan kısımlarda tamamlanması planlanmıştır.
İkinci etapta zeminden başlamak üzere kuzey uzun ve batı kısa cephede “L” şeklinde bir ve ikinci kata ait mermer mimari blokların (kaide, sütun, arşitrav-friz-geison-sima) eksik kısımlarının pantograf ve yeni bloklarla tamamlanmasına yönelik çalışmalar yapılacaktır. Arkasından ise cephenin ayağa kaldırılması için restorasyon aşamasına geçilecektir.
8)- Bouleuterion (Meclis Binası) ve Güney Agora Çalışmaları
Güney Agorası’yla bağlantılı ve onun tam kuzeyinde olan yapının, analemma duvarıyla birlikte çapı 35 m, cavea çapı ise 30 m’dir. Güneye bakan ve Greko-Roman tarzda yapılmış olan caveanın 7-8 sıra mermer oturma basamakları izlenebilmektedir. Diğer basamaklardan bir kısmı orkestraya kaymış durumdadır; bir kısmı ise sökülerek taşınmıştır. Taş ocağı olarak kullanıldığından tahrip olan yapıda, mevcut görülebilen oturma basamaklarının üzerinde harflerin olması, meclis toplantıları haricinde, odeion olarak da kullanıldığını düşündürmektedir. Bu haliyle yaklaşık 500-600 kişi alabilecek kapasitededir. Oturma basamaklarının ön kısımları içbükey profilli olarak düzenlenmiştir. Tiyatro gibi doğal zeminin oyulmasıyla yapılmış olan basamakların altında hem yükselti oluşturması hem de zemini sağlamlaştırmak amacıyla çay taşı+küçük kırılmış taşlar ve harçla oluşturulmuş opus caementicum blokaj yer almaktadır. Kuzey tarafta travertenden yapılan analemma duvarının bir bölümü görülebilmektedir. Cavea, iki geçiş merdiveniyle üç kerkidese ayrılmıştır. 2024 yılı kazı çalışmalarında oturma basamaklarının diazoma ile alt ve üst cavealara ayrıldığı ve alt kaveanın büyük ölçüde sağlam olduğu tespit edilmiştir. Alt cavea ve üst caveaların son oturma basamakları arkalıklı (prohedria) olarak yapıldıkları, alt cavea oturma basamakları üzerinde meclis üyelerinin isimlerinin varlığı tespit edilmiştir. Orkestranın güneyindeki giriş cephesi, büyük traverten bloklardan yapılan altı ayakla, beş geçişe bölünmüş olup orta aks iki yandakilere göre daha geniş tutulmuştur. Bu ayakların üzerinde Korinth düzeninde ve üst kısmında Barok tarzda aslanların boğalara saldırmalarının betimlendiği figürlü paye başlıkları yer alır. Bu başlıklarda aslanların gövdelerini akanthus yaprakları sarmış ve oldukça gösterişlidir. Üst merkezde ise Medusa başı kabartmaları bulunur. Alanda yer alan bezemeli mimari bloklara bakıldığında MS 2. yy’ın stil özelliklerini görmek mümkündür. Olasılıkla MS 129 yılında İmparator Hadrianus’un, Laodikeia ziyareti arkasından MS 135 yılında planlanarak yapıldığı anlaşılmıştır.
Laodikeia antik kentinde Bouleutherion, Güney Agorası ve Güney Hamam-Gymnasium kompleksiyle birlikte planlanan önemli akslarından biridir. Bu nedenle dikdörtgen planlı agoranın kuzey yanında batı yanında portiklerde yapılan kazı çalışmalarında postamentli kaideler Dor başlıkları olan portik ve gerisinde dikdörtgen bölümlenmiş mekanlar halen devam eden 2024 yılı kazılarında ortaya çıkartılmıştır. Ele geçen mimari bloklar daha çok Geç Antik Çağ düzenlemeleri olup olasılıkla Güney Agorası MS 1. yy’ın son çeyreğinde MS 84-86 yıllarında Dorik çepheli olarak tasarlanmıştır. Halen Güney Agora Kuzey Portik barı cephede kazı çalışmaları devam etmektedir. 2025 yılında çalışmaların agora portikleriyle birlikte yürütülmesi planlanmıştır. Diğer taraftan bouleuterion’un (meclis binası) kuzeydoğu aksında Tholos bir yapı olan Prytaneian (?) yer almaktadır. Güneyinde ise Güney Hamamı-gymnasium kompleksi ve Anadolu’nun en büyük stadyumu yer alır. Bu yönüyle öncelikli olarak 2025 yılında alanda kazı çalışmaları, 2026 yılında ise projelerinin hazırlanarak restorasyon çalışmalarının yapılması planlanmıştır.
9)- Asopos Tepesi I-II
Laodikeia’da 2006 yılında yapılan yüzey araştırmaları prehistorik verilerin kentin kuzey batısında yoğunlaştığını ortaya koymuştur. Elde edilen bu bilgi doğrultusunda 2007 yılında bu alanlarda yüzey araştırmaları ve sondaj yapılarak çift koniden oluşan bir höyük yerleşimi tespit edilmiştir. Bu konilere, hemen batısından akan Asopos Nehri’nden esinlenilerek “Asopos Tepesi I ve II” adları verilmiştir. Toplam olarak 2.1 hektarlık bir alana yayılan yerleşimde 2007 yılında başlayan kazı çalışmaları her yıl kesintisiz olarak devam etmektedir. Asopos Tepesi I-II’de kazı çalışmalarıyla ortaya çıkartılan tabakalaşma net bir şekilde belirlenmiştir.
Asopos Tepesi’nde farklı sezonlarda yürütülen kazı çalışmalarında Erken Tunç Çağı ve daha eskiye giden Kalkolitik Dönem seramik buluntuları ortaya çıkartılmıştır. Özellikle Asopos Tepesi Kalkolitik Dönem tabakasında bulunan çanak çömlekler değerlendirildiğinde ise yerleşimin Beycesultan Geç Kalkolitik Dönem tabakalarından biraz daha erken bir süreci yansıttığı anlaşılmaktadır. Bu yapı katında havaneli, ezgi taşı gibi günlük kullanıma yönelik buluntuların yanı sıra, Orta Anadolu ve Melos Adası’ndan getirildiği tespit edilen siyah, kahverengi ve beyaz (saydam) obsidyenlerin yoğun olarak bulunması dikkat çekicidir. Bulunan obsidyenlerin yanı sıra çok sayıda kesici ve delici çakmaktaşı alet de yürütülen kazı çalışmalarında açığa çıkartılmıştır. Özellikle obsidyen buluntuları bu dönemde Asopos Tepesi I-II’nin hem adalarla hem de Orta Anadolu ile ticari bağlantılarını ortaya koyan somut verilerdir.
Sonuç olarak Asopos Tepesi I-II’de yürütülen kazı çalışmaları Laodikeia kentinin ilk iskân sürecini tabakalar ve buluntular doğrultusunda ortaya koymuştur. Burada açığa çıkartılan fırınlar ve seramikler daha çok lokal üretimler olup yaygın formlar; yonca ve düz ağızlı testiler, meyvelikler, çömlekler, çaydanlıklar, çanaklar, minyatür kaplar, gaga ağızlı testilerdir. Asopos Tepesi’nde ele geçirilen Tunç Çağı seramikleri Aphrodisias, Beycesultan ve Kusura örnekleriyle benzerlik içindedir. Aynı zamanda seramik form ve repertuarları Batı Anadolu kıyı kültürleriyle benzerlikler göstermekte olup bu, Asopos Tepesi yerleşimlerinin Orta ve Batı Anadolu ile kültürel ve ticari bağlantılar içinde olduklarını göstermesi bakımından önemlidir. Çünkü yerleşme tamamen Batı, Orta ve Güneybatı Ana- dolu kentleriyle ulaşımı sağlayan ana kavşak noktasında yer almaktadır. Asopos Tepesi, çanak-çömlek üretiminin yapıldığı, verimli tarım arazilerinin ekilip dikildiği, Lykos Ovası’nda yer alan göl bağlantılı balıkçılığın yapıldığı küçük boyutlu bir yerleşmedir. Asopos Tepesi Klasik, Hellenistik ve Roma kentlerinin geçmişinin daha eskiye dayandırıldığını gösteren tipik bir Anadolu yerleşmesidir. Özellikle Asopos Tepesi kazıları, Laodikeia yerleşmesi için antik kaynaklarda adı geçen Tunç ve Demir Çağı’nda Rhoas ve Diospolis yerleşim alanlarının nerede olduğu sorusuna da net bir şekilde açıklık getirmiştir. Antik kentin batısında yer alan Prehistorik Nekropol ve Asopos Tepesi kazılarının sonucunda, Laodikeia antik kenti yerleşimlerinin Kalkolitik Dönem’den (MÖ 5500), MS 7. yy’a kadar kesintisiz devam ettiğini gösteren kronoloji tablosu oluşturulabilmiştir. Aslında bu bir Anadolu gerçeği olarak, birçok antik kentin köklü geçmişini ve bunların lokal kavimlerin yerleşimleri olduğunu ortaya koyması bakımından önemlidir.
Asopos Tepesinde (I-II) önceki yıllarda kısa dönemler halinde sürdürülen kazı çalışmalarında her iki höyük konisinde çok dar alanda çalışılmıştır. 2024 yılında alanda tekrardan kısa dönem kazı çalışmaları başlatılmış olup 2025 yılında çalışmaların devam ettirilmesi planlanmıştır. Asopos Tepesi’nde yapılan planlamayla birlikte Ülkemizde her yıl yoğun ziyaretçini ağırlayan Laodikeia’nın erken dönem yerleşmelerinin de ziyaretçi güzergahına dahil edilerek ortaya çıkartılması, katmanların koruma çatısıyla birlikte sergilenmesi, kentin ilk yerleşimlerinin sunulabilmesine imkan sağlayabilecektir. Bu amaçla kazılarda çıkartılacak olan tabakalar korunarak, Kalkolitik Dönem’den MS 7. yy’a kadar veriler ziyaretçilere gösterilebilecektir.